“`html
CHP’nin Kurultayı ve Yargı Süreci: Çarpıcı İddialar
2023 yılında gerçekleştirilen CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile ilgili yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına dair nihaî karar, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bekleniyor. Parti yönetimi ve destekçilerinin “her şey yolunda” imajı çizmeye çalışmasına karşın, kurultayla ilgili ortaya çıkan skandallar, CHP’nin durumu hakkında net bir tablo sunuyor.
Davaya ışık tutan ve 2006 yılına uzanan detaylar içeren bir hukuk makalesi, siyasi partilerin kurultaylarındaki aksaklıkların yaratabileceği derin sorunları gözler önüne seriyor.
Merhum Ahmet İyimaya’nın, Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 2006 yılındaki 64. sayısında yayımlanan “Siyasi Parti Kongrelerinin Yargısal Denetimi” başlıklı makalesi, o dönemde yine CHP’nin yargıya taşınmış birçok kurultayı hakkında dikkat çekici tespitlerde bulunuyor.
İyimaya, CHP kurultayları üzerinden siyasi partilerin iç işleyişlerinde karşılaşılabilecek yolsuzluk ve usulsüzlüklere dair önemli yorumlar yaparak çözümler öneriyor.
Bir Parti Kendi İçinde Meşruiyeti Sağlamalıdır
Makalede, her siyasi partinin ülkeyi hukukun üstünlüğü ile yönetme vaadi ile halktan oy talep ettiğine dikkat çekilerek, meşruiyetin öncelikle partinin iç dinamiklerinde sağlanması gerektiği vurgulanıyor. “Bir siyasi parti, ‘Ben demokrasiyle yönetilecek bir kuruluşum’ diyorsa, bunun gereği olarak seçmene nasıl bir yönetim sunacaklarını göstermelidir,” ifadeleriyle okuyuculara mesaj veriliyor.
Özellikle, siyasi partilerin kendi iç işleyişleri ile iktidara geldiklerinde nasıl bir yönetim anlayışına sahip olacağını göstermeleri gerektiği belirtiliyor. Kongrelerde yaşanan usulsüzlüklerin, derneklerdeki iptali gerektirmeyen hatalardan farklı olarak, siyasi partilerde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiliyor.

Kongre İradesini Sakatlayan Gelecekte Milli İradeyi De Sakatlar
Makalede, siyasi partilerin kongrelerinde meydana gelen usulsüzlüklerin, milli iradeyi temsilde yaratacağı olumsuz etkiler üzerindeki endişeler dile getiriliyor. “Kongre iradesini bozanların, gelecekte milli iradeye üzerlerindeki etkileri hayal bile edilemeyecek kadar olumsuzdur. Dolayısıyla, seçimlerin meşruluğu tartışmaya açılmamalıdır,” deniliyor.
Yargı, “Konusuz Kaldı” Diyemez
Yargı sisteminin hukuku değil, yalnızca uygulamada yerindeliği dikkate alması gerektiği belirtilerek, her türlü hukuksuzluk ve sahteciliğin meşrulaştırılmasına izin verilmemesi gerektiği ifade ediliyor.
Ahmet İyimaya, kurultayların ve kongrelerin, hukuk çerçevesindeki meşruiyetinin altını çizerken, “Eğer bir anlaşma ya da karar, ahlak kurallarına aykırıysa, o durumda geçersiz olmalıdır,” şeklinde önemli tespitlerde bulunuyor.

İptal, Tüm Sonuçları Ortadan Kaldırmalı
Eğer bir kongrede usulsüzlük tespit edilirse, bu durumun elde edilen tüm sonuçları kapsaması gerektiği vurgulanıyor. Yani, iptal edilen bir kurultayla ilgili alınan kararlar da geçersiz hale gelecektir.
Makalede, “Bir kongrenin iptali, yalnızca bir toplantıyı değil, o kongrede alınan tüm kararları da etkiler,” ifadeleriyle hukuk sürecinin kapsamı açıklanıyor.

Siyasi Parti Organsız Kalırsa Kayyım Atanmalıdır
Makale, siyasi partilerin organsız kalması durumunda kayyım atanması gerektiğine değiniyor. Kurultay iptal kararının kesinleştiği an itibariyle, o partiye ait yönetim kurulunun düşeceği belirtiliyor.
Bu durumda, genel başkanlık gibi pozisyonların da sona erdiği ve kayyım atanmasını zorunlu kıldığı ifade ediliyor. Eski yönetimlerin, yeni bir kongre çağrısı yapamayacakları da vurgulanıyor.
Yolsuzluk Olaylarında Adli Yargı Yetkilidir
Kongre iptali davalarında hangi mahkemenin görevli olduğu konusunda yapılan tartışmalara, makalede dikkat çekiliyor ve “Derneklerin kongre iptallerine bakacak mahkeme hangi ise, siyasi parti kongreleri için de aynı mahkeme geçerlidir. Bu durum, adli yargının yetkisinde yer almaktadır,” vurgusu yapılıyor.

Görevsizlik Mazereti, Denetimsiz Bir Alan Yaratıyor
Türk yargı sisteminin, siyaset çevrelerinin kötü niyetli eylemlerine sıklıkla zemin hazırladığı ifade edilen makalede, “Seçimle ilgili kongre iptallerinde adli ve seçim yargısının ‘görevsizlik’ mazereti ortaya çıkardığı durumlarda, kaçınılmaz bir yargısal kilitlenmeye yol açmaktadır,” deniliyor.
Bu denetimsizlik, siyasi partilerin hukuksuzluklarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Türk yargısının bu alandaki yetersizliği, siyasi partilerin denetimsiz kalmasına yol açarak, bu durumun uzun vadede çürüme ile sonuçlanacağı vurgulanıyor.

“`